16 Ocak 2019 Çarşamba

BİR BAŞKA SÜREYYA


BİR BAŞKA SÜREYYA
     Bir suç işlemek istiyorsan ama suçlanmak istenmiyorsan etrafına yeterince kalabalık toplaman yeter..!
     İstasyondaki küçük bir bankta oturuyordu genç adam. Büyük, yeşil, çekik, gözlerini istasyonun eskimiş duvarındaki saate çevirdi. Bineceği trenin kalkmasına 15 dakika vardı. Oturduğu yerden kalkmış, küçük bavulunu eline almış, trene doğru ilerliyordu ki önünden koşturarak bir çocuk geçti. Aniden önünden geçen çocukla sendeledi genç adam. Gözleri çocuğu takip etti. Çocuk hızlıca koşturmaya devam ediyordu. Sonunda yavaşladı ve bir kadının yanında durdu. Kadının uzun etekli elbisesinin eteklerini asılarak onu fark etmesini sağladı. Kadın çocuğa eğildi ve sıkıca sarıldı.
    “Görüşürüz anne !” çocuk bağırarak annesine -genç adam çocuğu bağırmasından anladığı kadarıyla- veda etti. Bir çocuğun annesinden ayrılma sahnesiydi bu. Biraz hüzünlü, biraz özlemli...
      Genç adam yoluna devam ediyordu ki bu ayrılık sahnesinin arkalarında kalan bir kadın gördü. Siyah saçları yağlanmış, yüzünde yer yer morluklar olan buna tezat üstünde şık bir paltosu olan bir kadın. Kadının gözleri çok boş bakıyordu. 3 numaralı sefer için anons yapıldığını işitti. Bineceği trendi bu. Genç adam bakışlarını önüne çevirdi, küçük bavulunun sapını iyice kavradı ve trene doğru yürüdü. Birinci adım, ikinci adım, üçüncü, dördüncü, beşinci...
      İşte tam o sırada bir silah sesi duyuldu. Genç adam barutun patlayan o derin sesini işitti. Bir kadının duyulmayan çığlığının sesi, bir kadının bitmişliğinin sesi...
      Sonra istasyon birbirine karıştı. Herkes kaçışıyordu. Genç adam ise donmuştu duyduğu ses karşısında. Ardından gelmişti o ses, az önce gözlerinin takıldığı yerden. Yavaşça vücudunu geriye döndürdü, gözleri az önce gördüğü sahneyi aradı. Annesine sarılan bir çocuğu, perondaki kadını... Ama gördüğü tek şey kanlar içindeki bir bedeni örten şık paltoydu.
***
    “3 Aralık 1967 tarihinde Haydarpaşa tren garında vurulan kadın!” manşeti herkesin dilindeydi. Haber kanalları kadının mutsuz aile yaşantısı nedeniyle, gazeteler borçlarını ödeyememesinden dolayı, yasak ilişkiden dolayı, bir hastalığın acısından dolayı ve daha nice ortalıkta dolanan söylentiler nedeniyle kadının öldürüldüğünü düşünüyordu.
    Birden fazla söylenti dolanıyordu ortalıkta ama merak edilen tek bir soru vardı; “Neden? Neden öldürüldü bu kadın?”
      Genç adam düşüncelerinin arasından bir an ayrıldı. Boş bakan gözle. Genç adam o gözlerde kalan bakışın öylesine olmadığını biliyordu. Belki de doğrular söyleniyordu, ölümcül bir hastalığı vardı, belki borçları vardı, kim bilir çok başka bir şey.
“Sinan Komiserim!”
“Genç adam bakışlarını kendisine seslenen kişiye çevirdi.”
“Süreyya Kara davası için ifade verecekler geldi.”
“Geliyorum.”
  Genç adam ofis koltuğundan kalktı. Sorgu odasına gitti. Odanın tavanında asılı olan lambadan yayılan loş ışık, odanın ortasındaki masayı aydınlatıyordu.
  Genç adam boş sandalyeyi çekti oturdu. Şimdi ölen kadının kocası karşısında oturuyordu üstünde eski bir gömlek vardı. Saçı sakalı birbirine girmişti.
 “Evet Cevdet Bey eşiniz Süreyya Hanım ile aranız nasıldı? (7 Aralık 1967)
 Önce Cevdet Bey sonra Süreyya Hanım’ın annesi, komşular, tanıdıklar.............
 “Merhaba Seval Hanım o gün tren istasyonunda ne gördünüz?” (8 Aralık 1967)
 “Kim böyle bir şeye teşebbüs edebilir ?” (9 Aralık 1967)
 “Kızınız ile aranız nasıldı, Mürvet Hanım ?” (9 Aralık 1967)
 “Yani Süreyya Hanım ile 7 yıllık komşusunuz Rabia Hanım. “ (10 Aralık 1967)
  Her bir ifadede aynı sorular, hepsinde aynı cevaplar...
   Genç adam incelediği dosyayı kapatıp masanın üstüne fırlattı. Uykusuzluktan kızarmış gözlerini ovaladı.  Süreyya Kara cinayeti için alınan ifadelerden hiçbir şey çıkmamıştı. İfadelere göre iyi komşuluk ilişkileri, küçük tartışmalar dışında mutlu bir evliliği vardı. Peki gerçek miydi bütün bunlar?
Düşmanı olmayan sessiz insanmış Süreyya Kara kim ne isterdi ondan?
Ofisin kapısı tıklatıldı içeri komiser yardımcısı İhsan girdi..
 “İhsan?”
-Komiserim, Süreyya Kara cinayeti için bir adam geldi bildikleri olduğunu söylüyor.
Genç adam o adamın kim olduğunu merek etmeden yapamamıştı, Süreyya Kara ile ilişkisi olan herkesi çağırmıştı oysa ki..
“Sorgu odasına alın geliyorum.”
“Peki, Komiserim.”
Komiser yardımcısı odadan çıktı arkasından da genç adam hızlı adımlarla sorgu odasına gitti. Odayı saran loş ışığın altında gördüğü sarışın adam tedirgin gözlerini kapıya çevirdi.
-Merhaba siz...?
-Yavuz, Yavuz ben.
 -Merhaba, Yavuz Bey, Süreyya Kara ile ilgili anlatacaklarınız olduğunu söylemişsiniz.
- Evet, evet ben Süreyya Hanım’ın komşusuyum apartmana taşınalı 1 ay oluyor.
-Evet?
 Adam parmaklarını oynuyor, tedirgin bir şekilde bacağını titretiyordu.
 -Taşınalı 1 hafta olmuştu, bağrışma sesleri duyuldu apartmanda, önce aldırmadım, sesler daha da şiddetlendi. Dairemden dışarı çıktım üst kattan geliyordu sesler Süreyya Hanımların dairesinden.
  Derin bir nefes aldı.
-Baktım benden başkası çıkmamış, ya sesleri duymadılar ya da umursamadılar bilmiyorum.. Ben de çıktım üst kata neler oluyor diye, çaldım kapılarını önce sesler kesildi. Sonra kapı açıldı. Cevdet Bey karşımdaydı. Sordum seslerin nedenini tersledi beni, sonra kapıyı kapatıyordu ki onu gördüm Süreyya Hanım’ı arkasında duruyordu yüzü gözü kanlar içinde...
-Şiddet yani.
 Adamın nefes alışverişleri düzensizleşti.
-Evet bunu diğer komşular da biliyormuş, ailesi de. Şikayet edelim dedim.
Bir sessizlik oldu.
-Niye etmedin peki, niye daha önce gelmedin?
 Gözlerini kaçırdı adam utançla.
-Belalıymış adam, öğrenirse öldürür seni dediler. Korktum çocuklarımı, karımı ve beni de.
 Genç adam duydukları karşısında daha da sinirlendi.
-Göz göre göre kadını dövmesine izin verdin yani.
Yavuz başını eğdi.
-Biliyorum, çok üzgünüm.
-Üzgün olmanız bir şeyi değiştirmiyor Yavuz Bey. Böyle bir şeyi daha önce söylemeliydiniz.
-Gerçekten, gerçekten üzgünüm.
 Komiser Sinan sıkıntı ile nefes alıp verdi.
-Devamı da var değil mi?
Yavuz başını salladı.
 Sonra bir gün yine bağrış sesleri ama bu sefer hemen kapının önünden geliyor. Açtım kapıyı baktım, herkes orda. Neredeyse apartmanın yarısı evlerinden çıkmış olanları izliyor. Süreyya Hanım’ın üstünde kışlık bir palto, elinde bir bavul gidiyordu. Kaçıyordu o adamdan, arkasından da Cevdet Bey bağrışa bağrışa çıktılar apartmandan sonra herkes geri girdi evine tabi bende Cevdet Bey’in onu geri getireceğini düşünmüştüm. Nasıl bilebilirdim ki Cevdet Bey’in onu...”
Genç adam yerinde dikleşti.
-Cevdet Bey mi yaptı?
Yavuz kısık bir sesle;
-Evet eminim. O gün sarhoş geldi. Bağırıyordu apartmanda.
-Tüm komşular biliyordu yani.
-İhsan!  Kapı açıldı İhsan içeri girdi.
-Ekipleri hazırlayın.
  20 Aralık 1967 Perşembe akşamı, Kadıköy’de bir apartmanın önünü polis arabaları sardı. Apartmana girildi. 3. Kat 5 numaralı daire Cevdet Bey açtı kapıyı.
 -Cevdet Kara, eşiniz Süreyya Kara’ya şiddet uygulama ve kasıtlı olarak adam öldürme  suçundan tutuklusunuz.

 Bir tren ıslığı duyuldu. Genç adam oturduğu bankta okuduğu polisiye romanından kafasını kaldırdı. Bineceği tren geliyordu, etrafına bakındı ve peronun karşısında şık paltosu gözlerindeki hüzünle tezat oluşturan bir kadın gördü...
Ceren GÜRSOY





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder