Bir
suç işlemek istiyorsan ama suçlanmak istenmiyorsan etrafına yeterince kalabalık
toplaman yeter..!
İstasyondaki küçük bir bankta oturuyordu
genç adam. Büyük, yeşil, çekik, gözlerini istasyonun eskimiş duvarındaki saate çevirdi.
Bineceği trenin kalkmasına 15 dakika vardı. Oturduğu yerden kalkmış, küçük
bavulunu eline almış, trene doğru ilerliyordu ki önünden koşturarak bir çocuk
geçti. Aniden önünden geçen çocukla sendeledi genç adam. Gözleri çocuğu takip
etti. Çocuk hızlıca koşturmaya devam ediyordu. Sonunda yavaşladı ve bir kadının
yanında durdu. Kadının uzun etekli elbisesinin eteklerini asılarak onu fark
etmesini sağladı. Kadın çocuğa eğildi ve sıkıca sarıldı.
“Görüşürüz anne !”
çocuk bağırarak annesine -genç adam çocuğu bağırmasından anladığı kadarıyla-
veda etti. Bir çocuğun annesinden ayrılma sahnesiydi bu. Biraz hüzünlü, biraz
özlemli...
Genç adam yoluna
devam ediyordu ki bu ayrılık sahnesinin arkalarında kalan bir kadın gördü.
Siyah saçları yağlanmış, yüzünde yer yer morluklar olan buna tezat üstünde şık
bir paltosu olan bir kadın. Kadının gözleri çok boş bakıyordu. 3 numaralı sefer
için anons yapıldığını işitti. Bineceği trendi bu. Genç adam bakışlarını önüne
çevirdi, küçük bavulunun sapını iyice kavradı ve trene doğru yürüdü. Birinci
adım, ikinci adım, üçüncü, dördüncü, beşinci...
İşte tam o sırada
bir silah sesi duyuldu. Genç adam barutun patlayan o derin sesini işitti. Bir
kadının duyulmayan çığlığının sesi, bir kadının bitmişliğinin sesi...
Sonra
istasyon birbirine karıştı. Herkes kaçışıyordu. Genç adam ise donmuştu duyduğu
ses karşısında. Ardından gelmişti o ses, az önce gözlerinin takıldığı yerden.
Yavaşça vücudunu geriye döndürdü, gözleri az önce gördüğü sahneyi aradı.
Annesine sarılan bir çocuğu, perondaki kadını... Ama gördüğü tek şey kanlar
içindeki bir bedeni örten şık paltoydu.
***
“3 Aralık 1967
tarihinde Haydarpaşa tren garında vurulan kadın!” manşeti herkesin dilindeydi.
Haber kanalları kadının mutsuz aile yaşantısı nedeniyle, gazeteler borçlarını
ödeyememesinden dolayı, yasak ilişkiden dolayı, bir hastalığın acısından dolayı
ve daha nice ortalıkta dolanan söylentiler nedeniyle kadının öldürüldüğünü
düşünüyordu.
Birden fazla
söylenti dolanıyordu ortalıkta ama merak edilen tek bir soru vardı; “Neden?
Neden öldürüldü bu kadın?”
Genç adam
düşüncelerinin arasından bir an ayrıldı. Boş bakan gözle. Genç adam o gözlerde
kalan bakışın öylesine olmadığını biliyordu. Belki de doğrular söyleniyordu,
ölümcül bir hastalığı vardı, belki borçları vardı, kim bilir çok başka bir şey.
“Sinan Komiserim!”
“Genç adam
bakışlarını kendisine seslenen kişiye çevirdi.”
“Süreyya
Kara davası için ifade verecekler geldi.”
“Geliyorum.”
Genç adam ofis
koltuğundan kalktı. Sorgu odasına gitti. Odanın tavanında asılı olan lambadan
yayılan loş ışık, odanın ortasındaki masayı aydınlatıyordu.
Genç adam boş
sandalyeyi çekti oturdu. Şimdi ölen kadının kocası karşısında oturuyordu
üstünde eski bir gömlek vardı. Saçı sakalı birbirine girmişti.
“Evet Cevdet Bey eşiniz Süreyya Hanım ile
aranız nasıldı? (7 Aralık 1967)
Önce Cevdet Bey sonra Süreyya Hanım’ın annesi,
komşular, tanıdıklar.............
“Merhaba Seval Hanım o gün tren istasyonunda
ne gördünüz?” (8 Aralık 1967)
“Kim böyle bir şeye teşebbüs edebilir ?” (9
Aralık 1967)
“Kızınız ile aranız nasıldı, Mürvet Hanım ?”
(9 Aralık 1967)
“Yani Süreyya Hanım ile 7 yıllık komşusunuz
Rabia Hanım. “ (10 Aralık 1967)
Her bir ifadede aynı sorular, hepsinde aynı
cevaplar...
Genç adam incelediği dosyayı kapatıp masanın
üstüne fırlattı. Uykusuzluktan kızarmış gözlerini ovaladı. Süreyya Kara cinayeti için alınan ifadelerden
hiçbir şey çıkmamıştı. İfadelere göre iyi komşuluk ilişkileri, küçük
tartışmalar dışında mutlu bir evliliği vardı. Peki gerçek miydi bütün bunlar?
Düşmanı
olmayan sessiz insanmış Süreyya Kara kim ne isterdi ondan?
Ofisin
kapısı tıklatıldı içeri komiser yardımcısı İhsan girdi..
“İhsan?”
-Komiserim, Süreyya Kara cinayeti için bir adam geldi
bildikleri olduğunu söylüyor.
Genç adam o adamın kim olduğunu merek etmeden yapamamıştı,
Süreyya Kara ile ilişkisi olan herkesi çağırmıştı oysa ki..
“Sorgu
odasına alın geliyorum.”
“Peki, Komiserim.”
Komiser yardımcısı odadan çıktı arkasından da genç adam hızlı
adımlarla sorgu odasına gitti. Odayı saran loş ışığın altında gördüğü sarışın
adam tedirgin gözlerini kapıya çevirdi.
-Merhaba
siz...?
-Yavuz,
Yavuz ben.
-Merhaba, Yavuz Bey, Süreyya Kara ile ilgili
anlatacaklarınız olduğunu söylemişsiniz.
- Evet, evet
ben Süreyya Hanım’ın komşusuyum apartmana taşınalı 1 ay oluyor.
-Evet?
Adam parmaklarını oynuyor, tedirgin bir
şekilde bacağını titretiyordu.
-Taşınalı 1 hafta
olmuştu, bağrışma sesleri duyuldu apartmanda, önce aldırmadım, sesler daha da
şiddetlendi. Dairemden dışarı çıktım üst kattan geliyordu sesler Süreyya
Hanımların dairesinden.
Derin bir nefes aldı.
-Baktım benden başkası çıkmamış, ya sesleri duymadılar ya da
umursamadılar bilmiyorum.. Ben de çıktım üst kata neler oluyor diye, çaldım
kapılarını önce sesler kesildi. Sonra kapı açıldı. Cevdet Bey karşımdaydı. Sordum
seslerin nedenini tersledi beni, sonra kapıyı kapatıyordu ki onu gördüm Süreyya
Hanım’ı arkasında duruyordu yüzü gözü kanlar içinde...
-Şiddet
yani.
Adamın nefes alışverişleri düzensizleşti.
-Evet bunu
diğer komşular da biliyormuş, ailesi de. Şikayet edelim dedim.
Bir sessizlik
oldu.
-Niye
etmedin peki, niye daha önce gelmedin?
Gözlerini kaçırdı adam
utançla.
-Belalıymış adam, öğrenirse öldürür seni dediler. Korktum
çocuklarımı, karımı ve beni de.
Genç adam duydukları karşısında daha da
sinirlendi.
-Göz göre
göre kadını dövmesine izin verdin yani.
Yavuz başını
eğdi.
-Biliyorum,
çok üzgünüm.
-Üzgün
olmanız bir şeyi değiştirmiyor Yavuz Bey. Böyle bir şeyi daha önce
söylemeliydiniz.
-Gerçekten,
gerçekten üzgünüm.
Komiser Sinan sıkıntı ile nefes alıp verdi.
-Devamı da
var değil mi?
Yavuz başını
salladı.
Sonra bir gün yine
bağrış sesleri ama bu sefer hemen kapının önünden geliyor. Açtım kapıyı baktım,
herkes orda. Neredeyse apartmanın yarısı evlerinden çıkmış olanları izliyor.
Süreyya Hanım’ın üstünde kışlık bir palto, elinde bir bavul gidiyordu.
Kaçıyordu o adamdan, arkasından da Cevdet Bey bağrışa bağrışa çıktılar
apartmandan sonra herkes geri girdi evine tabi bende Cevdet Bey’in onu geri
getireceğini düşünmüştüm. Nasıl bilebilirdim ki Cevdet Bey’in onu...”
Genç adam
yerinde dikleşti.
-Cevdet Bey
mi yaptı?
Yavuz kısık
bir sesle;
-Evet
eminim. O gün sarhoş geldi. Bağırıyordu apartmanda.
-Tüm
komşular biliyordu yani.
-İhsan! Kapı açıldı İhsan içeri girdi.
-Ekipleri
hazırlayın.
20 Aralık 1967
Perşembe akşamı, Kadıköy’de bir apartmanın önünü polis arabaları sardı.
Apartmana girildi. 3. Kat 5 numaralı daire Cevdet Bey açtı kapıyı.
-Cevdet Kara, eşiniz Süreyya Kara’ya şiddet
uygulama ve kasıtlı olarak adam öldürme
suçundan tutuklusunuz.
Bir tren ıslığı
duyuldu. Genç adam oturduğu bankta okuduğu polisiye romanından kafasını
kaldırdı. Bineceği tren geliyordu, etrafına bakındı ve peronun karşısında şık
paltosu gözlerindeki hüzünle tezat oluşturan bir kadın gördü...
Ceren GÜRSOY
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder