I
|
KEŞFEDENLER…
Dünya’ya gözlerini açan
her bebek içinde bir ışık taşır. Ancak daha azı içindeki ışığı keşfedebilecek
kadar şanslı ve ışığın peşinden gidecek kadar da cesurdur. Okulumuzun
dergisinde ışığını keşfedenleri sizlere tanıtmaya çalışacağım. Çünkü her
birimizin içinde kendi ışığımızı taşıdığımıza ve bu ışığın sönmesine izin
vermezsek tıpkı size bu bölümde tanıtacağım insanlar gibi ışığımızla hem
kendimizi hem de diğer insanların yolunu aydınlatabileceğimize inanıyorum.
Işığını keşfedenler her zaman ilham kaynağım olmuştur. Cesaretleri, sıra dışı
oluşları, tutkuları ve başarıları beni kendi ışığımı parlatma konusunda
heyecanlandırmış ve en büyük hayalimin ışığımı keşfetmek olmasını sağlamıştır.
Sanırım bu her bir insanın hayatına ve kişiliğine göre adı değişebilecek, güzel
bir hayal. Ve umuyorum ki ışığını keşfedenler yazılarım aracılığıyla dergimizin
okuyucularına ışıklarını keşfetme konusunda ilham kaynağı olurlar.
Barış Manço deyince
birçoğumuzun gözü önüne gelen suret; uzun saçları, karakteristik bıyığı, büyük
yüzükleri ve birbirinden tarz kıyafetleriyle sıra dışı moda anlayışı olan bir
adamın suretidir. Ayrıca bu adamın farklı görüntüsünü insanlar beğenmiş ve
kabul etmişlerdir. Hem de 1960’ların Türkiye’sinde. Çünkü farklı olan yalnız
giyim tarzı değildi. Onun işini yapış tarzı farklıydı. Şarkıları bize çok basit şeylerle öğüt
verirdi. Ki biz insanlar normalde
eğlence adı altındaki öğütleri pek sevmeyiz.
Ama o kendi tarzıyla bizim gerçekten eğlenirken öğrenebileceğimizin bir
klişeden ibaret olmadığını gözler önüne seriyordu. Türk kültürünü tanıtıyor ve
gelecek nesillere aktarıyordu. Sahneye çıkıp nane limon kabuğundan, ayıdan,
sarı çizmeli Mehmet Ağa’dan bahsediyordu. Aslında gribimize iyi gelecek ilacı,
saygıyı-sevgiyi, insan olmayı kulaklarımıza fısıldıyordu. Lisans eğitimini yurt
dışında alan bu adam orada asimile olsa ne olurdu? Belki basit bir taklit. Fakat o kendi tarzıyla, kültürüyle
parlıyordu. Işıltısı dört bir yana dağıldı ve bu gün tanıdığımız “dev”e, Barış
Manço’ya dönüştü. O bir kültür elçisi ve gerçek bir sanatçıydı.


Lisede başlayan kariyeri televizyon programları, bir film, köşe yazarlığı, besteler ve yüzlerce ödülle devam etti. Anadolu Rock türünün kurucularından oldu. Aynı zamanda bir devlet sanatçısı olduğunu da söylemek isterim. Döneminin 150’den fazla ülke ile döneminde kırılması zor bir rekora imza atmış bir gezgindi. Onun hakkında size anlatmak istediğim bir çok şey var ama artık bana çok ilginç gelen eşiyle tanışma hikayesinden bahsedecek ve bir iki tavsiyede bulunarak yazımı tamamlayacağım.

Bir gün Leyla Hanım kapıyı çalar ve telefonu kullanmak ister. Barış Manço da “Benimle evlenirsen kullanabilirsin yanıtını verir.” Lale Hanım da onu ilk kez görmüş olmasına rağmen “Neden olmasın” der. Girer, telefon eder ve çıkarken Barış Manço ona “Evlenecek miyiz?” diye sorar. Sonrasında ölüm onları ayırana dek 25 yıllık bir evlilikleri ve 2 oğulları oldu. Böylece onun hakkında en ilginç bulduğum hikayeyi de anlattığıma göre bir sonraki sayıda görüşmek üzere… Ayrıca Barış Manço’nun evi şu anda bir müze yani oraya İstanbul’a gittiğinizde uğrayabilirsiniz.
Fatma Zehra YILMAZ



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder