16 Ocak 2019 Çarşamba

RUH-İ REVAN BEYİTLER

RUH-İ REVAN BEYİTLER

Edebiyat, bir milletin parmak izi gibidir. Şiir duygulara hitap eden ve iç dünyamızda tarifi mümkün olmayan bambaşka dünyalar oluşturan efsunlu bir sanattır. Bu anlamda şiir insanı geliştiren, yetiştiren bir tekamül sürecidir. İç dünyamızı derinleştiren ve zenginleştiren bu sanat insani vasıflarımızı yücelten bir etkiye sahiptir.Divan şiiri ise farklı renk ve farklı kokularda çiçeklerle donanmış geniş bir bahçeyi andırmaktadır. Divan şiiri bizim medeniyetimizin bir ürünüdür ve altı asır varlığını sürdürmüş olan bu edebî dönem, geçmişin tozlu raflarına mahkûm edildiği zaman mazi ile olan irtibatımız zayıflayacak, gelecek nesiller bu büyük mirastan mahrum kalacaktır.Bu amaçla,Divan Edebiyatının tozlu sayfalarını araladık.



Okuduğunuzda muhtemelen bir şey anlamayacağınız; ancak alttaki açıklamaları gördüğünüzde ifade ettikleri derin anlamlar karşısında çok şaşıracağız o beyitlerden bazıları:

Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz

Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde

“Ziya Paşa İnsanın (ne olduğunu anlamak için) sözüne değil işine, eserine bakılır; kişinin aklının derecesi, kendi eserinden belli olur. Bir insan da kendisinin ne olduğunu anlamak istiyorsa, aynada kendine baktığı gibi işlerine, eserlerine bakmalıdır. Şunu unutmamak gerekir ki insana kendi iş ve eserleri iyi ve güzel görünür. Kişi işleri ve eserleri konusunda kendi görüşü ile de yetinmemeli, başkalarının fikirlerini almalı ve onlara değer vermelidir.”

Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok

Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok

Mevlana

“Sadece bu beytin nokta-i nazarından baktığımızda bile; “İçinde insan olmayan elbise olmak” yerine, “Üstünde elbise olmayan insan” olalım daha iyi değil mi, ne dersiniz?”

Cihân-ârâ cihân içindedir arayı bilmezler

O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler

Hayâlî Bey

“ Cihanı (yaratıp) süsleyen Allah, (ayetleriyle) cihanın içindedir, O'nu aramayı bilmezler; o balıklar ki, denizdedirler, (ama) denizi bilmezler. İnsan, Allah'ın mülkü içinde yaşamaktadır ama (çok kimse) o mülkü de, mülkün sahibini de anlayamaz veya bilmek istemez. İnsan dünyada, diğer varlıklar arasından yalnız kendisine bahşedilen özel bir hayat yaşamaktadır ama o dünyayı yeterince merak etmez, hayatı sorgulamaz. Vah o insana ki, bir düzen içinde yaşamaktadır ama düzenden haberi olmaz. Ah, o insan ki, bir nimet denizinde her gün yüzmektedir ama şükretmesini bilmez! Yerinde kullanmasını bilen için ikinci mısra inci-mercan değerinde: O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler.”

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen

Merdüm-î dîde-i ekvân olan âdemsin sen

Şeyh Galib

“Kendine (dikkatle ve) hoşça bak, âlemin özüsün sen; bütün yaratılmışların gözbebeği olan insansın sen. Şeyh Galib, "bütün varlıkların özü" olarak alır insanı ve bütün yaratılmışlar arasında ona müstesna bir yer ayırır. Tıpkı insanın yaratıcısının ona ayırdığı yer gibi. Büyük şair, daha sonra insanı göklere çıkarır ve orada, gökler âlemi sakinlerinin, meleklerin âdeme (insana) olan secdesini anlatır.”

İdrâk-i me'âlî bu küçük akla gerekmez

Zîrâ bu terâzi o kadar sıkleti çekmez

Ziya Paşa

“Küçük akıl sahipleri için mânanın idrak edilmesi şart değildir; zira (onların) akıl terazileri, mânadan kaynaklanan ağırlığı çekemez. Küçük akıl sahipleri büyük ve yüce fikirleri idrak edemezler; o fikirler zihinlerine yüklense bile, taşıyamazlar. Onun için herkesin, her şeyi anlaması ve ona göre davranması beklenmemeli, kişi buna zorlanmamalıdır. “

İrüşür menzil-i maksûduna âheste giden

Tîz-reftar olanın pâyine dâmen dolaşır

Edirneli Hâtemî

“Aheste giden hedefine varır; acele edenin ayağına eteği dolaşır. İşlerini, az da olsa devamlı ve düzenli yapan, ayağını sağlam basarak ilerleyen hedefine ulaşır. Acele ile iş yapanların ayakları bir yerlere takılır, tökezler, düşer. Çünkü acele etmek, yaratılış kanunlarına, eşyanın tabiatına aykırıdır. Acele eden eşyayı ve oluşu anlayamaz, olaylara nüfuz edemez, müdâhil de olamaz, oluşun dışında kalır.”

Marifet iltifata tâbîdir

Müşterisiz metâ zâyîdir

Muallim Nâcî

“Marifet (arayıp bulmak, üretmek, kabiliyetli, yetenekli olduğunu) göstermek övülmeye, ödüllendirilmeye, takdir edilmeye bağlıdır; (diğer taraftan, kabiliyetini gereksiz yere harcayarak) ihtiyaç olmayan mal veya hizmet üretmek de boşunadır.”

Şeb-i yeldâ’yı müneccimle muvakit ne bilir

Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç sâat

Sâbit

“En uzun geceyi müneccimle zamandan anlayan kişiye sorma, onlar bilmez; gecelerin kaç saat olduğunu aşka düşmüş (yahut hastalığa tutulmuş) olana sor, onlar söylesin sana.”

Tahsil cehaleti alır

Eşekliği bâki kalır

Lâedri

“Eğitim, öğretim insana bilgi kazandırır ama kabalık ve anlayışsızlığı gidermez. Ama insana lazım olan da, her şeyden önce bu vasıflardır. İnsan “ben şu okulda okudum, filân üniversiteyi bitirdim” dememeli, bilgi kazanma ile birlikte insani vasıflar kazanmayı da öğrenmelidir. Esasında beyitle işaret edilen şey, geniş anlamıyla insan için ahlak, nezaket ve merhametin gerekliliğidir.”

İlim ilim ilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsen

Bu nice okumaktır

Yûnus Emre

“İlim, ilmek ilmek (kilim dokur gibi) öğrenilir; ilim'(den gaye de kişinin) kendini bilmesidir. (Senin ilmin var ama) kendini bilmiyorsan, bu nasıl okumaktır! Çok zaman, çok şey yaparız ama ne usülden haberimiz vardır, ne de yaptığımız işin gayesinden. Yol üzerinde karşımıza çıkabilecek yakın ve küçük hedeflere yönelir, uzak olan büyük hedefleri (amaçları, gayeleri) unuturuz. Yunus Emre burada, öğrenmenin (ilmin) usulünden ve gayesinden, amacımızın ne olması gerektiğinden haber vermektedir.”

Çeşm-i insâf gibi kâmile mîzân olmaz

Kişi noksanını bilmek gibi irfân olmaz

Tâlib

“(Yaratılışa ve olaylara) ölçü ile adaletle bakmaktan daha büyük olgunluk olamaz; kişinin başkasının noksanını görmek yerine, kendi noksanını görmesinden daha ileri biliş, anlayış ve medenileşme olamaz.”

Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma

Zer-dûz pâlân ursan eşek yine eşekdir

Ziya Paşa

“ Kendisi bozuk olana asalet mi verirmiş üniforma (kılık, kıyafet); altın palan da vursan eşek yine eşektir. Üniforma dediğin ancak bir örtüdür, kişinin aslını değiştirmez. İnsanın tabiatı bozulmuşsa, ona itibar kazandırmak için kıyafetler, üniforma giydirmek eşeğe altın palan vurmak gibidir ki, hiçbir işe yaramaz.”

Âdeme âdem gerektir âdem etsin âdemi
Âdem âdem olmayınca âdem netsin âdemi.

Ziya Paşa

“ Adama adam gerekir, adam etsin adamı. Adam, adam olmayınca, adam ne yapsın adamı?”


Arz-ı hâl etmeye câna seni tenhâ bulamam,
Seni tenhâ bulıcak kendimi aslâ bulamam.
(Ulvî)
“ Sevgilim! Halimi, yani aşkından dolayı başıma gelenleri ve isteklerimi, arz etmek için seni tenha bulamıyorum. Seni tenha bulunca da kendimi asla bulamıyorum.”

Baş eğmeziz edânîye dünyâ-yı dûn için
Allah'adır tevekkülümüz i'timâdımız"
Bâkî
“ Bu aşağılık dünya için alçaklara baş eğmeyiz. Tevekkülümüz, itimadımız ancak Allah’adır. “
Zen merde cüvân pîre kemân tîrine muhtac
Eczâ-yı cihân cümle biribirine muhtac
BASİRİ
“Kadının erkeğe, yaşlının gence, bir okun yaya ihtiyacı gibi her daim insanların birbirlerine muhtaç olduklarını söylemiş.”
Nîk ü bed herkes bulur âlemde bir gün ettiğin
Kendi çekmezse cezâ mîrâs kalır evlâdına
Ziya Paşa
‘İyi yahut kötü, bu dünyada ne edersen onu bulursun. Hatta karşılığını sen görmesen bile evladına miras kalır.’

Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gamın da rûzigârın görmüşüz
Nâbî
“ Dünya bahçesinin hem sonbaharını, hem de ilkbaharını görmüşüz; biz sevincin de gamın da zamanını görmüşüz. Ne dünya hayatının baharı (varlık, ikbal, makam, gençlik vs) seni çok sevindirsin, ne de hazan mevsimi (yokluk, kayıp, yaşlanma vs) seni üzsün. Hele, "varlığım, makamım, kudretim var" diye hiç şımarma, şaşırma, hatta sevinme. Çünkü bunlar gelip geçicidir. Varlık ve genişliğin de, yokluk ve darlığın da sürekli olduğunu zanneden aldanmıştır. Sen onlardan olma!
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi
Muhibbi
“Halk arasında devlet kadar itibarlı bir başka şey yoktur ama dünyada bir nefeslik sıhhat gibi saadet ve zenginlik olmaz.”
Amelden ücret umınca gurûr-ı ta’at ile
Günehde muntazır-ı rahmet-i Hudâ olalum
“Mademki ibadetimizle gururlanıp onun karşılığını bekliyoruz. Şu halde günahımız için de Allah’ın bağışlamasını bekleyelim.”
Dehrin ne safâ var acaba sîm ü zerinde
İnsan bırakır hepsini hîn-i seferinde
Ziya paşa
“Dünyanın altınında ve gümüşünde ne mutluluk olabilir ki? İnsanlar o kaçınılmaz son yolculuğa çıkarken zaten bunların hepsini geride bırakır.”

Divan şiirinde güzellikler harman harmandır. Aradığınız renk ve deseni mutlaka bulursunuz. Yeter ki onu arayın…

Hatice AKÇAYDAN

Türk Dili ve Edebiyatı Öğrt.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder