DİLENCİ
Geceden kalma sokak lambalarının
ışıkları birer birer sönüyordu. Bankaların etrafındaki çimenlerin üzerindeki
buz kristalleri, yeni yeni doğan güneş
ışıklarıyla eriyorlardı. Banklarda ise kıyafet denilemeyecek kadar eskimiş bez
parçalarından ibaret kıyafetler… Ve
içlerindeki soğuk bedenler… Hepsi
sabahın ilk ışıklarında bir umutla yaşamlarını devam ettirmek için
dileniyorlar, arabaları temizlemek için yollara atlıyorlardı. Artık arabalarını
yıkatmak istemeyen insanların dahi arabasını yıkayıp onlardan para istemeye
başlamışlardı. İnsanlardan para dileniyor kendilerini acındırıyorlardı. Gerçi
acınacak halde oldukları doğruydu. Onlar söylemeden de insanlar bakar bakmaz
durumlarını anlayabiliyorlardı. Ama içlerinden biri vardı ki ne dilenmeye ne de
kendini küçük düşürmeye cesaret edebiliyordu. Kendisine yetecek kadar ekmek
bulmak tek amacıydı. Zorla araba temizleyip sonra da hakkı olan parayı vermelerini isteyemezdi. Diğerlerinden tek farkı
da buydu. Soğuktan dolayı kızarmış burnu, siyah kocaman gözleri, küçük yüzü,
belirgin elmacık kemikleri ve dolaşmasına rağmen güzelliğini kaybetmeyen
saçları haricinde diğerleri gibi o da evsiz, işsiz, pasaklı ve muhtaçtı. Ama o
utanması duygusu olan, naif, çekingen bir kızdı. Herkesten bir şey isteyemiyor,
herkesin yanında dilencilik yapmak ona dokunuyordu. Ama bu yaşta hangi işte
çalışabilirdi ki.
Bir gün sabahın ilk ışıklarıyla herkes uyurken
kalktı. Artık açlıktan uyuyamıyor, dilenmesi gerekiyordu. Ama onun en korktuğu
şeyin başına gelmesinden korkuyordu. Bu bir sırdı ve burada bu halde olmasının
asıl sebebiydi. Yüzü temiz, utandığını anlayacak, onu umursayacak tatlı bir
kadın gördü. Belki de ondan isteyeceği bir ekmek parasıyla üç gün karnını
doyurabilecekti. Ama nasıl isteyecekti. Ya onu umursamazsa? Herkesin yaptığı
gibi “Allah rızası için” diye başlayan cümleler mi kuracaktı. Çok eskiden beri
buradaydı. Ve aslında çok fazla olay görmüş, çok fazla dilenme şekillerine
tanıklık etmişti. Kadın sanki sabırla onun gelmesini bekliyormuş gibiydi. Korkuyordu.
Kendini çekiyormuş gibi hissediyordu. Ama her seferinde böyle oluyordu.
Cesaretini topladı ve yanına doğru ilerledi. Kadından her zamanki klasik
cümlelerle dilenerek para istedi. Utandı. Küçüldü. Kızardı… Daha fazla para
uzatıyordu. Almaktan çekindi. Başını okşayıp hemen avucuna sıkıştırdı. Ekmek
fırınından taze çıkmış küçük bir ekmek aldı. Yan bankta oturan kıza da
ekmeğinden böldü. Kalan parayı da eski paltosunun cebine koydu…
Ertesi gün sabah arka sokaktaki
okuldan çıkan öğrencileri gördü. Onlara o kadar imreniyordu ki. Her gün onların
önlüklerini izlemekten sıkılmıyordu. Birkaç hafta önce bir kızın bitmiş
kitabını çöpe atarken görmüş ondan kitabı utana sıkıla istemişti. Kitabı
okuyamıyordu. Ama resimlerine bakmaya dahi kıyamıyordu. Öğrenciler birer birer
arkadaşlarıyla oynaya zıplaya okuldan çıkıyorlardı. Tam o sırada dilenmeye
korktuğu kadını ona bakarken yakalamıştı. Kadın garip bir şekilde onu
izliyordu. Çok korktu. Ona genelde garip garip bakarlardı zaten. Ama bu kadın
hem ağlıyor hem de fark edildiğini anladığında saklanıyordu. Ona doğru gitmek
istedi. Saklandığı taraftan gittiğini gördü. Artık öğrenciler dikkatini
çekmiyordu. Sadece onu gördüğü yere odaklanmıştı. Elleri uyuşmuştu. Hareket edemedi. Mahalle için yapılan bir anonsla irkildi. Ne kadar
orada kaldığını bilmiyordu. Banka dönüp yerinde gece yarısına kadar düşündü… Annesi
–anne sandığı kadın- ona; annesinin başkası olduğunu anlatmıştı. Onu bırakıp
gittiğini söylüyordu. Bunu bu kadar küçük yaşta söylemesinin sebebi ise
babasıymış. Babası tehlikeli bir adammış. Tabi onu hiç hatırlamıyordu. Yıllar
sonra dönüp onu almak için kaç kere eve gelmiş onu kaçırmaya çalışmıştı.
Evlerini değiştirdiler ama bir türlü ondan kurtulamadılar. Artık annesi yani
öyle sandığı kadın ve babası yani babası sandığı adam ona bu adamın tehlikeli
biri olduğuyla beraber onun gerçek babası olduğunu annesinin ise kaçıp
gittiğini söylediler. Ne kadar çağırsa da onun yanına gitmemesi için uyardılar.
O ise korkunç insanın baba dediği kişiye bıçak çekmesiyle artık onun ailesini
tehlikeye attığını fark etti. O da kaçıp buraya geldi. Korkunç adamdan
kurtulmuştu. Ailesi ise onu aramaya korkarlardı. Arkasında onu ne arayan
olmuştu ne de soran…
Uykudan uyandı. Kendisine bakıldığını hissetti. Uyku sersemiyle sağ
tarafa doğru baktı. Yine o kadındı… Bu sefer saklanmıyordu. Ağlıyor ama yüzünde
küçük bir tebessüm vardı. Ona doğru
bakıyor, gözünü ondan ayırmıyordu. Ona doğru geldi. Yanına oturdu. Ağzından tek
bir sözcük çıktı “Anne”… Boynuna sarıldı. İkisi de ağlıyordu. Sonra ona her
şeyi anlattı. Hikaye aslında o yokken başlıyordu. Annesiyle babası ailelerinden
habersiz evlenmişlerdi. Çok mutlu, huzurlu ve üniversite aşıklarıydılar. Ama o
doğduktan sonra babası çok değişmiş her gün annesini dövmeye başlamıştı.
Kumarbaz, alkolik bir adama dönüşmüştü. Annesi en sonunda dayanamamış kızını en yakın arkadaşları olan yani onun en
başından beri anne ve baba olarak bildiği aileye bırakmıştı. Sonra da ailesinin
yanına gitti. Sık sık fotoğraflarına bakıp haberleşiyorlarmış. Ama onun hiçbir
şeyden haberi olmuyormuş. Annesi en sonunda dayanamamış ailesine her şeyi
itiraf etmiş. Ailesiyle beraber onu aramak için buraya gelmişler. Annesini
kendi bulmuştu. Artık korktuğu başına gelmiş ve dilendiği kişi annesi çıkmıştı.
Korktuğu şey iyi ki başına gelmişti. Annesiyle yeni bir bir başlangıç yapacak
ve birlikte yaşayamadıkları yılların acısını çıkaracaklardı.
Sude GÜRAN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder