16 Ocak 2019 Çarşamba

DİLENCİ


DİLENCİ
    Geceden kalma sokak lambalarının ışıkları birer birer sönüyordu. Bankaların etrafındaki çimenlerin üzerindeki buz kristalleri,  yeni yeni doğan güneş ışıklarıyla eriyorlardı. Banklarda ise kıyafet denilemeyecek kadar eskimiş bez parçalarından ibaret kıyafetler…  Ve içlerindeki soğuk bedenler…  Hepsi sabahın ilk ışıklarında bir umutla yaşamlarını devam ettirmek için dileniyorlar, arabaları temizlemek için yollara atlıyorlardı. Artık arabalarını yıkatmak istemeyen insanların dahi arabasını yıkayıp onlardan para istemeye başlamışlardı. İnsanlardan para dileniyor kendilerini acındırıyorlardı. Gerçi acınacak halde oldukları doğruydu. Onlar söylemeden de insanlar bakar bakmaz durumlarını anlayabiliyorlardı. Ama içlerinden biri vardı ki ne dilenmeye ne de kendini küçük düşürmeye cesaret edebiliyordu. Kendisine yetecek kadar ekmek bulmak tek amacıydı. Zorla araba temizleyip sonra da hakkı olan parayı  vermelerini isteyemezdi. Diğerlerinden tek farkı da buydu. Soğuktan dolayı kızarmış burnu, siyah kocaman gözleri, küçük yüzü, belirgin elmacık kemikleri ve dolaşmasına rağmen güzelliğini kaybetmeyen saçları haricinde diğerleri gibi o da evsiz, işsiz, pasaklı ve muhtaçtı. Ama o utanması duygusu olan, naif, çekingen bir kızdı. Herkesten bir şey isteyemiyor, herkesin yanında dilencilik yapmak ona dokunuyordu. Ama bu yaşta hangi işte çalışabilirdi ki.
     Bir gün sabahın ilk ışıklarıyla herkes uyurken kalktı. Artık açlıktan uyuyamıyor, dilenmesi gerekiyordu. Ama onun en korktuğu şeyin başına gelmesinden korkuyordu. Bu bir sırdı ve burada bu halde olmasının asıl sebebiydi. Yüzü temiz, utandığını anlayacak, onu umursayacak tatlı bir kadın gördü. Belki de ondan isteyeceği bir ekmek parasıyla üç gün karnını doyurabilecekti. Ama nasıl isteyecekti. Ya onu umursamazsa? Herkesin yaptığı gibi “Allah rızası için” diye başlayan cümleler mi kuracaktı. Çok eskiden beri buradaydı. Ve aslında çok fazla olay görmüş, çok fazla dilenme şekillerine tanıklık etmişti. Kadın sanki sabırla onun gelmesini bekliyormuş gibiydi. Korkuyordu. Kendini çekiyormuş gibi hissediyordu. Ama her seferinde böyle oluyordu. Cesaretini topladı ve yanına doğru ilerledi. Kadından her zamanki klasik cümlelerle dilenerek para istedi. Utandı. Küçüldü. Kızardı… Daha fazla para uzatıyordu. Almaktan çekindi. Başını okşayıp hemen avucuna sıkıştırdı. Ekmek fırınından taze çıkmış küçük bir ekmek aldı. Yan bankta oturan kıza da ekmeğinden böldü. Kalan parayı da eski paltosunun cebine koydu…
        Ertesi gün sabah arka sokaktaki okuldan çıkan öğrencileri gördü. Onlara o kadar imreniyordu ki. Her gün onların önlüklerini izlemekten sıkılmıyordu. Birkaç hafta önce bir kızın bitmiş kitabını çöpe atarken görmüş ondan kitabı utana sıkıla istemişti. Kitabı okuyamıyordu. Ama resimlerine bakmaya dahi kıyamıyordu. Öğrenciler birer birer arkadaşlarıyla oynaya zıplaya okuldan çıkıyorlardı. Tam o sırada dilenmeye korktuğu kadını ona bakarken yakalamıştı. Kadın garip bir şekilde onu izliyordu. Çok korktu. Ona genelde garip garip bakarlardı zaten. Ama bu kadın hem ağlıyor hem de fark edildiğini anladığında saklanıyordu. Ona doğru gitmek istedi. Saklandığı taraftan gittiğini gördü. Artık öğrenciler dikkatini çekmiyordu. Sadece onu gördüğü yere odaklanmıştı. Elleri uyuşmuştu. Hareket edemedi.  Mahalle için yapılan bir anonsla irkildi. Ne kadar orada kaldığını bilmiyordu. Banka dönüp yerinde gece yarısına kadar düşündü… Annesi –anne sandığı kadın- ona; annesinin başkası olduğunu anlatmıştı. Onu bırakıp gittiğini söylüyordu. Bunu bu kadar küçük yaşta söylemesinin sebebi ise babasıymış. Babası tehlikeli bir adammış. Tabi onu hiç hatırlamıyordu. Yıllar sonra dönüp onu almak için kaç kere eve gelmiş onu kaçırmaya çalışmıştı. Evlerini değiştirdiler ama bir türlü ondan kurtulamadılar. Artık annesi yani öyle sandığı kadın ve babası yani babası sandığı adam ona bu adamın tehlikeli biri olduğuyla beraber onun gerçek babası olduğunu annesinin ise kaçıp gittiğini söylediler. Ne kadar çağırsa da onun yanına gitmemesi için uyardılar. O ise korkunç insanın baba dediği kişiye bıçak çekmesiyle artık onun ailesini tehlikeye attığını fark etti. O da kaçıp buraya geldi. Korkunç adamdan kurtulmuştu. Ailesi ise onu aramaya korkarlardı. Arkasında onu ne arayan olmuştu ne de soran…
      Uykudan uyandı. Kendisine  bakıldığını hissetti. Uyku sersemiyle sağ tarafa doğru baktı. Yine o kadındı… Bu sefer saklanmıyordu. Ağlıyor ama yüzünde küçük bir tebessüm vardı. Ona  doğru bakıyor, gözünü ondan ayırmıyordu. Ona doğru geldi. Yanına oturdu. Ağzından tek bir sözcük çıktı “Anne”… Boynuna sarıldı. İkisi de ağlıyordu. Sonra ona her şeyi anlattı. Hikaye aslında o yokken başlıyordu. Annesiyle babası ailelerinden habersiz evlenmişlerdi. Çok mutlu, huzurlu ve üniversite aşıklarıydılar. Ama o doğduktan sonra babası çok değişmiş her gün annesini dövmeye başlamıştı. Kumarbaz, alkolik bir adama dönüşmüştü. Annesi en sonunda dayanamamış kızını  en yakın arkadaşları olan yani onun en başından beri anne ve baba olarak bildiği aileye bırakmıştı. Sonra da ailesinin yanına gitti. Sık sık fotoğraflarına bakıp haberleşiyorlarmış. Ama onun hiçbir şeyden haberi olmuyormuş. Annesi en sonunda dayanamamış ailesine her şeyi itiraf etmiş. Ailesiyle beraber onu aramak için buraya gelmişler. Annesini kendi bulmuştu. Artık korktuğu başına gelmiş ve dilendiği kişi annesi çıkmıştı. Korktuğu şey iyi ki başına gelmişti. Annesiyle yeni bir bir başlangıç yapacak ve birlikte yaşayamadıkları yılların acısını çıkaracaklardı.

                                                                                                                                                             Sude GÜRAN
                                                                                                                                                            

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder