16 Ocak 2019 Çarşamba

İmtihan


İمtihaن...

       M etanet de N edamet de imtihan...

     Hayat bu, olur ya, bazen beyninin kıvrımlarına gizlenmiş olan aklın, sana, kıvrıla kıvrıla bir labirente evrilmiş düşüncelerinin keskin virajlarını aldıramaz. Bu bir imtihandır ve çalışmadığın yerden gelmiştir acılar. İşte o an ay olmak istersin...
 Güneş kadar ışıldayamayacağının farkındasındır, işte bu yüzden ay olmak istersin. Hiç yoktan, bir güneş bulup ışığını yansıtmak istersin. Kısıldığın labirentte yolunu aydınlatabilmek için… Yürek temeline oturtulmuş bu labirentte yumuşacık zemine bıraktığın izleri görmek ve aynı yolda takılıp kalmamak için... Altın ışığı aramaya koyulursun en nihayetinde. Bakmadığın yer kalmaz: sağın, solun, önün, arkan... Fakat sobeleyebileceğin hiçbir şey yoktur elinde. Sıkışık düşünce trafiğinden kurtulmayı başarmış bir fikir üzerinde yoğunlaşırsın: "Mademki altın ışığı ararsın, bir de yukarılara bakmalısın."

   Naif başını sonlu sonsuzluğun rengine doğru kaldırdığında etrafı şeffaf yıldızların kapladığına şahit olursun. Tam ortalarında bir tanesi vardır ki onun hudutları hepsinden daha belirgindir. Büyülenişinin etkisiyle içinde bulunduğun gerçekliğe sahte tebessümler hediye edersin. Dudaklarının iki ucu yukarıya doğru kıvrıldığında şeffaf yıldızların en ihtişamlısı birden parıldar. Göz alıcı ve tek kelimeyle devasa bir aydınlık bürür ruhunu. Onun altın ışığın olduğunu düşünürsün. Tekrar gözlerini açabildiğinde hemen ona bakarsın. Ama bu defa kendini görürsün, altın ışığının belirgin hudutları da eriyip gitmiştir bile. Gözlerini kapatıp kapatıp açarsın, onu görmek istedikçe kendi yansımanı bulursun tepende. Bu labirente girdiğine girmişine pişman olursun. Nedametin, damarlarındaki kanın yerine akacak kadar büyüktür. Bulamadan kaybettiğin altın ışıktan dolayıdır bu yoğun his, bu zorlu imtihanı pekiyiyle geçeceğini sandığından... Sonra bir yaşlı teyzenin sıkıla sıkıla dinlediğin bir öğüdü yankılanır kulağında:        " Yaptığın her hatada nedamet kaplasın içini. Fakat nedametin kıyametin olmasın, metanet tuğlalarının harcı olsun."

     İşte o zaman pişmanlığını, metanetinin güçlü duvarları için harç yapmayı öğrenirsin. Ve işte o zaman anlarsın arayıp durduğun ve kaybettiğini sandığın hudutlar arasında kendi yansımanı neden gördüğünü. Çünkü altın ışığını kaybettiğin için hissettiğin aşırı doz nedametin sana dayanıklı olmayı öğretti ve pişmanlıklarına böylesine rahat sırtını dayamayı öğrenmiş birinin altın ışığı ancak kendisi olabilirdi...

       İdrak damarları tıkanıklığını atlatınca labirentin tıkanık yolları, yüksek duvarları ve keskin virajları da kayboluverdi. Tam da o an labirente girdiğine pişman olduğu için pişman oldu. Zira kendi değerini sıkışmışlıkla keşfedeceğini hiç zannetmezdi.

" İçimde teneke sandığım o cevher,
Silinmeyi bekleyen tozlu bir altın imiş.
Nedametimi metanete çeviren altın ışık,
Bende saklı bir ben imiş."

Hatice Beyza ÖZ

2 yorum: