O ZAMANLAR
Yalın
ayaklarla camın kenarına basmış, buğulanmış cama narin parmaklarıyla resim
çiziyordu. Evde telefon tuşunun sesi ile şöminenin çıtırtıları dışında ses
yoktu. Serra Hanım telefonunun şarjının bitmesiyle fark etmiş olacak ki bir
bağırış koptu. “Verda çorapların nerede senin!” Hızla odasına kaçtı Verda. Yorganın içine
girmiş, annesinin onu fark etmemesini umuyordu. Elleriyle minik ayaklarını
kavrayan annesi söylendi. “Al işte ayakların buz gibi olmuş. Hasta olacaksın
sonra.” Çoraplarını tekrar giydirdikten sonra ipek gibi olan sarı saçlarını
okşayıp ona sarıldı. Aklına telefonunun şarjının bittiği gelmesiyle
"Fatma! Verda’ya bakar mısın?" diyerek ayrıldı. Fatma evin dadısıydı.
Orta yaşlı, sevecen bir kadındı. Verda
da o da birbirlerini çok severdi. Serra Hanım çoğu zaman meşgul olurdu. Bu
yüzde Verda zamanının çoğunu yalnız veya
Fatma Dadı’yla geçirirdi. Akşama babası o çok yoğun işinden gelir, hep beraber yemek
yerlerdi.Ailenin bir arada olduğu nadir zamanlardandı yemek saati. Yemek
bittiği zaman Salih Bey yedi aydır bitirmeye çalıştığı kitabını yazmaya bilgisayarın
başına oturur, Serra Hanım ise telefonun başına geçerdi.
Verda
odasına gitmişti. Yanlızlıktan canı sıkılmıştı. Pofuduk çoraplarını iki eline
birden geçirmiş kukla gibi oynuyordu. Fatma Dadı’nın odaya girmesiyle kendi
kendine oynayışından utandı ve oynamayı bıraktı. Fatma Dadı yanına oturdu.
Kafasını okşayıp minik ellerinden öpüyordu. Annesi onunla çok ilgilenmediği
için Fatma Dadı’yı kendine daha yakın buluyordu Verda. Eee ne oynuyorsun
bakalım bana da anlat da ben de oynayayım, dedi Fatma Dadı. Verda hemen kocaman
maviş gözleriyle heyecan dolu bir bakış attı. Fatma Dadı’nın eline çoraplarının
birini geçirdi ve oyunu anlatmaya başladı. Fatma Dadı’nın da çok hoşuna gitti
bu oyun. Beraber uzunca, koyu bir oyun
dünyasına daldılar. Bir süre sonra Verda'nın aklına çok güzel bir fikir geldi.
Fatma Dadı’nın kulağına, sen burada bekle ben hemen geliyorum, dedi. Koşa koşa
mutfağa gitti. Sandalyelerin birini kendinden büyük olmasına rağmen taşımaya
çalışıyordu. Zor da olsa başarmıştı odasına geldiğinde bir başka sandalye almak
için Fatma Dadı’dan yardım istedi. Fatma Dadı bir diğer sandalyeyi alıp geldi.
Peki şimdi ne yapacağız bu sandalyelere Verda? dedi. Verda iki sandalyeyi
karşılıklı koydu ve battaniyesini üstüne attı. Eline iki el feneri aldı ve
ışıkları kapattı. Verda'nın hayalince mağara olan çadıra girdiler. El
fenerleriyle battaniyeye ışık tutuyor gölge oyunu oynuyorlardı. Kendilerini
oyuna o kadar kaptırmışlardı ki o sırada giden elektriklerin farkında bile
olmadılar. Son sürat oyunlarına devam
ettiler. O sırada elinde el feneri ile odaya giren Serra Hanım ne yaptıklarını
anlamaya çalışıyor, tuhaf bakışlar
atıyordu. Annesini fark eden Verda hemen yanına koştu. Sen de mi bizimle
oynayacaksın anne? dedi. Şaşkınlıkla elindeki el fenerine bakan Serra Hanım
bozuntuya vermeyerek, “Tabii sizinle
oynamak için geldim.” dedi. Annesinin elinden tuttuğu gibi çadırın içine soktu.
Ama bu çadır üç kişiye yetmiyecekti. Ben bir sandalye daha alacağım, dedi. Koridorlarda karanlık olunca korkudan
mutfağa kadar gidemedi. Odasına en yakın olan babasının çalışma odasına girdi.
Babası çalışırken masada uyuyakalmıştı. Babasını dürterek uyandırdı. Sandalyeni
alabilir miyim baba? Ne yapacaksın bakalım onunla? dedi şaşkınlıkla. Annem ve
Fatma Dadı’yla oyun oynayacağız. “E hadi bakalım hep beraber” dedi ve
sandalyeyle beraber odaya gittiler.
Birlikte
gölge oyunundan, mağara oyununa maceradan maceraya koştular . O gün elektriklerin
gitmesi Verda için başına gelen en güzel
şey olmuştu. Yaklaşık bir saat kadar sonra elektriklerin geldiğinin farkına
vardılar. Salih Bey “ben gideyim artık kitabımın üstünde çalışmam lazım yeterince
vakit kaybettim zaten” dedi. Babası gittikten yaklaşık beş dakika sonra da annesi
Serra Hanım da gitmişti. Yine Fatma Dadı’yla birlikte kalakalmıştı. O günden
sonra Verda her gün elektriklerin gitmesi için dua ediyordu.Ama o gün
gelmedi...
***
Anne
bu hikayedeki kız sen misin yoksa? dedi merakla. Anlamasına şaşarak , “evet
dedi evet o hikayedeki kız benim.” “Yaaa o zaman da telefonlar , bilgisayarlar var mıydı? Vardı kızım vardı.
Ama keşke hiç olmasaydı.” Alnına sıcak bir öpücük koydu ve yanına kıvrıldı.
Sarılarak kendilerini gecenin sessizliğine bıraktılar.
Efza
İrem KIRÇAY
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder