16 Ocak 2019 Çarşamba

O ZAMANLAR


O ZAMANLAR
Yalın ayaklarla camın kenarına basmış, buğulanmış cama narin parmaklarıyla resim çiziyordu. Evde telefon tuşunun sesi ile şöminenin çıtırtıları dışında ses yoktu. Serra Hanım telefonunun şarjının bitmesiyle fark etmiş olacak ki bir bağırış koptu. “Verda çorapların nerede senin!”  Hızla odasına kaçtı Verda. Yorganın içine girmiş, annesinin onu fark etmemesini umuyordu. Elleriyle minik ayaklarını kavrayan annesi söylendi. “Al işte ayakların buz gibi olmuş. Hasta olacaksın sonra.” Çoraplarını tekrar giydirdikten sonra ipek gibi olan sarı saçlarını okşayıp ona sarıldı. Aklına telefonunun şarjının bittiği gelmesiyle "Fatma! Verda’ya bakar mısın?" diyerek ayrıldı. Fatma evin dadısıydı. Orta yaşlı,  sevecen bir kadındı. Verda da o da birbirlerini çok severdi. Serra Hanım çoğu zaman meşgul olurdu. Bu yüzde  Verda zamanının çoğunu yalnız veya Fatma Dadı’yla geçirirdi. Akşama babası o çok yoğun  işinden gelir, hep beraber yemek yerlerdi.Ailenin bir arada olduğu nadir zamanlardandı yemek saati. Yemek bittiği zaman  Salih Bey yedi aydır bitirmeye  çalıştığı kitabını yazmaya bilgisayarın başına oturur, Serra Hanım ise telefonun başına geçerdi.

Verda odasına gitmişti. Yanlızlıktan canı sıkılmıştı. Pofuduk çoraplarını iki eline birden geçirmiş kukla gibi oynuyordu. Fatma Dadı’nın odaya girmesiyle kendi kendine oynayışından utandı ve oynamayı bıraktı. Fatma Dadı yanına oturdu. Kafasını okşayıp minik ellerinden öpüyordu. Annesi onunla çok ilgilenmediği için Fatma Dadı’yı kendine daha yakın buluyordu Verda. Eee ne oynuyorsun bakalım bana da anlat da ben de oynayayım, dedi Fatma Dadı. Verda hemen kocaman maviş gözleriyle heyecan dolu bir bakış attı. Fatma Dadı’nın eline çoraplarının birini geçirdi ve oyunu anlatmaya başladı. Fatma Dadı’nın da çok hoşuna gitti bu oyun. Beraber uzunca,  koyu bir oyun dünyasına daldılar. Bir süre sonra Verda'nın aklına çok güzel bir fikir geldi. Fatma Dadı’nın kulağına, sen burada bekle ben hemen geliyorum, dedi. Koşa koşa mutfağa gitti. Sandalyelerin birini kendinden büyük olmasına rağmen taşımaya çalışıyordu. Zor da olsa başarmıştı odasına geldiğinde bir başka sandalye almak için Fatma Dadı’dan yardım istedi. Fatma Dadı bir diğer sandalyeyi alıp geldi. Peki şimdi ne yapacağız bu sandalyelere Verda? dedi. Verda iki sandalyeyi karşılıklı koydu ve battaniyesini üstüne attı. Eline iki el feneri aldı ve ışıkları kapattı. Verda'nın hayalince mağara olan çadıra girdiler. El fenerleriyle battaniyeye ışık tutuyor gölge oyunu oynuyorlardı. Kendilerini oyuna o kadar kaptırmışlardı ki o sırada giden elektriklerin farkında bile olmadılar.  Son sürat oyunlarına devam ettiler. O sırada elinde el feneri ile odaya giren Serra Hanım ne yaptıklarını anlamaya çalışıyor,  tuhaf bakışlar atıyordu. Annesini fark eden Verda hemen yanına koştu. Sen de mi bizimle oynayacaksın anne? dedi. Şaşkınlıkla elindeki el fenerine bakan Serra Hanım bozuntuya vermeyerek,  “Tabii sizinle oynamak için geldim.” dedi. Annesinin elinden tuttuğu gibi çadırın içine soktu. Ama bu çadır üç kişiye yetmiyecekti. Ben bir sandalye daha alacağım,  dedi. Koridorlarda karanlık olunca korkudan mutfağa kadar gidemedi. Odasına en yakın olan babasının çalışma odasına girdi. Babası çalışırken masada uyuyakalmıştı. Babasını dürterek uyandırdı. Sandalyeni alabilir miyim baba? Ne yapacaksın bakalım onunla? dedi şaşkınlıkla. Annem ve Fatma Dadı’yla oyun oynayacağız. “E hadi bakalım hep beraber” dedi ve sandalyeyle beraber odaya gittiler.

Birlikte gölge oyunundan, mağara oyununa maceradan maceraya koştular . O gün elektriklerin gitmesi Verda için  başına gelen en güzel şey olmuştu. Yaklaşık bir saat kadar sonra elektriklerin geldiğinin farkına vardılar. Salih Bey “ben gideyim artık kitabımın üstünde çalışmam lazım yeterince vakit kaybettim zaten”  dedi. Babası  gittikten yaklaşık beş dakika sonra da annesi Serra Hanım da gitmişti. Yine Fatma Dadı’yla birlikte kalakalmıştı. O günden sonra Verda her gün elektriklerin gitmesi için dua ediyordu.Ama o gün gelmedi...
                                                                            ***
Anne bu hikayedeki kız sen misin yoksa? dedi merakla. Anlamasına şaşarak , “evet dedi evet o hikayedeki kız benim.” “Yaaa o zaman da telefonlar ,  bilgisayarlar var mıydı? Vardı kızım vardı. Ama keşke hiç olmasaydı.” Alnına sıcak bir öpücük koydu ve yanına kıvrıldı. Sarılarak kendilerini gecenin sessizliğine bıraktılar.
Efza İrem KIRÇAY

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder